Yazı Detayı
31 Mayıs 2022 - Salı 11:59 Bu yazı 324 kez okundu
 
Komşu Komşu Hu!
Aytaç KURTUBA
 
 

Komşu Komşu Hu!

 

Son 100 Yılda Geçtiğimiz Yollar, Geldiğimiz Sonlar...

 

Toplumsal iletişim ağları, son 100 yılda yavaşça, son 50 yılda yürüyerek, son 30 yılda koşarak, son 10 yılda ise başımızı döndürecek düzeyde yarışarak gelişme gösterdi. 2000 yılından sonra doğanlar için bugünden bakıldığında kolayca anlaşılmayacak biçimde yaşamımız değişime uğrarken, bizi de usul usul ocutmadan bu süreç içinde değiştirip dönüştürüverdi...

 

Kim bilebilirdi ki 30 yıl önce o yıllarda en az 2 - 3 yıl boyunca taksileri ödenecek, belki borcu bile bitirilemeyecek, vitrinlere konulan o kocaman televizyon, sehpalara oturtulan ağır radyo, onlarca kaset, yazı yazılan daktilo, yüzlerce kitap, gazeteler, kimselerin satın alamadığı fotoğraf makinesi ile lensleri ve daha bilmem kaç türlü ev eşyası bir olup 2000'li yıllardan sonra incecik yapısıyla cebimize girip sığacak, tüm o eşyalar bir araya getirilip avcumuzun içinde olacak, dokunmatik ekranında parmaklarımız oynanacak. Kim inanırdı bugünlere, bir de fişe takmadan bunların tümünü yanımızda gün boyu taşıyacağız; televizyonu, radyoyu, daktiloyu, gazeteleri, fotoğraf makinesini. İşte o yüzden bugünün gençleri, 1970'lerde doğanların, 1980'leri yaşayanların, 1990'lara tanık olanların ne duygular taşıdıklarını değerince bilemezler...

 

Hele bir de eksiksiz yapabilen için büyük başarı sayılabilecek bir olay var ki onu da anlatmadan geçmeyelim. Bir yılı aşkın süre boyunca, aybaşına iki cilt ansiklopedi almak için ayın otuz günü erken kalkıp tükenmeden bakkaldan gazete alıp, gazete içinden kupon kesip, kuponları biriktirip yine her ay Yay-sat adlı kuruluşların dağıttığı ansiklopedi sırasına girmeler var. Ekmek alma, gerekirse aç kal, gazete al ki kuponlar eksik olmasın, erkenden gazete almaya gitmeyi unutma, 30 kupon olmuş bu ay ansiklopediler hangi gün gelecek git sor, gelmişse kapılarda kuyruklarda bekle ki sana ansiklopedi kalmadı olmasın. Bugün geri dönüşüme attığımız ansiklopedilerin dili olsa da konuşsalar, bize demediklerini bırakmazlar...

 

Türkiye'de ilk radyo 6 Mayıs 1927 yılında İstanbul Radyosu olarak, ilk televizyon ise 9 Temmuz 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden yayın yapmaya başlamış. Ancak bu yayınların evlerimize girmesi için söz konusu bu yılların üzerine en az yirmişer ya da otuzar yıl eklememiz gerekiyor. Özellikle 1960'lar ile 1970'lerde kırsaldan kentlere çalışmak, okumak, daha iyi yaşam koşullarına kavuşmak için göçler başladı. Son 40 yılda kırsaldaki yerleşimlerimiz boşalıp birer yıkıntıya, kentlerimiz ise büyük birer gecekonduya dönüştü. Köylerde eski taş, ahşap ya da kerpiç evlerimizin büyük çoğunluğu dedelerimiz, ninelerimiz öldükten sonra kullanılmadığı için çoktan yıkıldı, tarlalarımız ekilip biçilmez oldu...

 

İşin ilgi çekici ve yadırganası yanı ise kamunun üretim yapacak büyük işletme yatırımları da 1980'lerden sonra durdurulup, var olanların da 20-30 yıla yayılan süreçlerde satılması, satılmayanların ise sökülüp çöp edilmesi oldu. Kırsalı boş, kentleri gecekondu, üretimi sararıp soldu bir süreçten sanal ortamın yayıldığı, salgınla sınandığı, bitmeyen savaşların yaşandığı bir döneme girip yaşamaktayız. İnternet dediğimiz sanal ağ, ülkemizde 1990'larda kullanım alanı bulmaya çalışsa da gerçek kullanım yaygınlığına 2000'li yıllarla birlikte kavuşmaya başlayıp 2010 yılından günümüze doruğa taşındı. Yine cebimize giren telefon dediğimiz iletişim aygıtları olan cep telefonları 2000'li yılların başında ses iletmeye başladı, ancak 2010 yılından sonra televizyon, bilgisayar, radyo, gazete, kitap, müzik, fotoğraf makinesi bir bütün olarak cep telefonlarının içine sığmaya başladı. 2004 yılında Amerika'da kurulan Facebook, 2006 yılında ülkemizde de yaygın kullanılmaya başlanıp günümüze değin gelinmiş oldu. Artık tüm bilgi ve iletişim türleri, yöntemleri, bilinen ne varsa cep telefonuna, onun da içinde Facebook gibi sanal ortam sağlayıcıları ile avuçlarımıza taşındı. Sonuç olarak bir yanımız tatlı sanal bir yaşamın kucağında, bir yanımız acı bir tükenişin koynunda... 

 

Komşu İlçelerimiz ve Biz ...

 

İşte bu ardı ardına devrilip gelen, yaşanıp tüketilen birbirine yakın dönemlerden bilinçsel anlamda sağ çıkan az sayıda kişinin çabası ile yapılan, yazılıp çizilen bazı işler var. Yok olan kırsal yaşam ile ona bağlı öz yaşam geleneğimizin giderek silinişe gittiği, içinde bulunduğumuz bu yıllarda, yitik kuşaklarımız için bir anımsatma çabası içinde olan az sayıda kişilerimiz...

 

Aydıncık'ta rahmetli Mustafa Yalçıner'in Gerçemek'i, Mut'ta sağlık dilediğimiz Nihat Mustul ağabeyimiz 'in Çıtlık 'ı, Taşucu'nda rahmetli Arslan Eyce'nin kurduğu vakıf, Silifke'de sağlık dilediğimiz Rıfat Karaduman'ın Taşeli Vakfı çalışması, Abdül Kerim Parlatan'ın söz konusu son 100 yılda yaşama tanıklık eden nesneleri toplayıp bir araya getirme çabası. Mustafa İnceoğlu gibi birçok yazarımız, biriktiricimiz işte bu yitip gitmekte olan geçmişimizi yazılı ya da nesnel belleğe kazandırmak için çalıştılar, çalışıyorlar...

 

İçinde bulunduğumuz bu yöre öylesine geniş, öylesinde güzel içerikler barındırıyor ki gezmekle, yazmakla, çizmekle bitmeyecek büyük bir varlık taşıyor. Ne denli Aydıncık, Gülnar, Mut, Ermenek, Erdemli, Anamur, Silifke'de bazı etkinlikler ile bu çalışmalar gösterilmeye çalışılsa da kuşkusuz eksikliklerimiz bulunmakta...

 

Az sayıdaki kişinin, kişisel çabaları, olağanüstü emekleri ile boşluklar doldurulmaya, topluluklar bir araya getirilmeye çalışılmakta...

 

Geçtiğimiz ay komşu ilçemiz Mut'ta, önce saygıdeğer büyüğümüz Nihat Mustul'un kurup bugüne değin yönettiği, 60. sayısını yayımladığı Çıtlık Dergisi'nin 15. yıl kutlaması yapıldı. Yine ardından Mut'ta bir ilk olarak birinci Ot Şenliği düzenlendi. Ne yazık ki ilçemiz Silifke'den bu önemli etkinliklere doğru düzgün bir katılım yapılıp sağlanmadı, kendi adıma başlar öne eğildi. İçine girdiğimiz bu altıncı ayda da Silifke'de geleneksel folklor ve müzik festivalimiz yapılacak. Biz Taşeli ilçeleri olarak birbirimizin etkinliklerine birer çıkarma yaparcasına destek olacakken ne yazık ki bu etkinlikleri önemsiz görerek önce kendi özgelimimize (kültürümüze) saygımızı göstermemiş oluyoruz. Bunu düzeltmemiz gerekiyor tez elden...

 

Kişisel olsun, kurumsal olsun, ilçeler ya da kırsal yerleşimler olsun, etkinliklerimize, çabalarımıza, emeklerimize destek olmazsak Taşeli Yöremizin değerlerini nasıl yükseltip gelecek kuşaklara aktaracağız. Bizden sonraki kuşakların kendilerinden önce yaşamış olan bizi saygı le anması, bizim birbirimize göstereceğimiz saygıya bağlı olacaktır...

 

Aydıncık 'ta mı etkinlik var, orada olmalıyız, Mut 'ta mı orada. Erdemli 'de, Ermenek 'te, Gülnar 'da mı, beklenmedik yoğunlukla katılım ile birer çıkarma yapıp yüzleri güldürmeli, eksikleri varsa gidermek için omuz vermeye gitmeliyiz. Taşeli Yöresini oluşturan biz, birbirimize önem vermezsek kim bize önem verir, düşünelim, yanlışımızı düzeltelim...

 
Etiketler: Komşu, Komşu, Hu!,
Yorumlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı