Yazı Detayı
11 Mayıs 2021 - Salı 12:05 Bu yazı 295 kez okundu
 
ASKER OCAĞI-İDRİSTEPE BEŞ ALTI PARMAK
Ali ERDEM
 
 

ASKER OCAĞI-İDRİSTEPE

BEŞ ALTI PARMAK

 

Lumbarağzından girdiğimizde akşamın 9'u 10'u olmuştu. Girişte solda bulunan 3 katlı komutanlık binasında geniş bir odaya aldılar bizi. Bavullar önümüzde günün yoğunluğu göz kapaklarımızı zorlarken adeta sorgulanıyorduk.

Odaya doluşan çavuşlar ve usta askerler kurbanlık seçer gibi kendi bölüklerine işe yarar, elemana bakıyorlardı.

O arada odaya yeni giren biri, gevrek sesiyle, "kabak kokuyor burası, hem de taze kabak" deyince moralimiz daha çok bozuldu.

Benden önce sorgulanan yazıcıların verdikleri cevaplara dikkat kesildim. Çünkü ben de yazıcıyım. Ama daktilonun tuşuna basmışlığım yok...

Soru şu, "Daktilo biliyor musun? Kaç parmak yazıyorsun? İki parmak mı, on parmak mı?.. Yazıcıların hepsi "evet biliyorum, on parmak" diye yanıtladılar. Meğer adamlar hep ticaret lisesi mezunuymuş. Beni, öğretmen olduğum için "katip" sınıfına almışlar.

Sıra bana iyice yaklaşınca heyecanım arttı. Ne yapsam ne etsem? Şimşek hızıyla zihnimde köy kahvesinde dinlediğim askerlik anıları belirdi. "Asker ocağında yeri gelince biraz sıkacan, faydasını görürsün" diyordu birisi...

Sıra bana gelince bütün cesaretimi topladım. İki parmak desem az, on parmak desem eyitten çok olacak, "beş-altı parmak yazıyorum" dedim. Bu cevaba bayağı güldüler, ama nedenini sonra öğrenince ben de güldüm kendime...

Daktilo, teknik olarak ya 2 parmak, ya da 10 parmak yazılırmış. Öyle pazarlık usülü ne vereyim abime, olmazmış...

Devam eden günlerde Trabzonlu Turan Şanlı'yla birlikte Destek bölük kabak yazıcısı olarak işe başladık. Turan, ticaret lisesi mezunu ve on parmak yazınca onu ikmal'e aldılar. İskenderunlu Murat Turaç'ta bu bölümdeydi.

İş başa düştü. Ben de üst devrelerim Kamil abi ve özellikle Muğlalı Halil Coşar Zeybek'in çabalarıyla daktilo yazmayı öğrendim. Ufak tefek yazıları yazıyor, kazan mevcudu alıyor ve akşamları daktilo eğitimine devam ediyordum. İmza sirküsünü koltuğuma alıp komutanlık binasına gidip geliyor, işin pratiğini öğreniyordum.

Zaman geldi, ifade tutanakları bile yazar oldum. Desimal dosya sistemini öğrendim...

 

Hemen karşımızda Harp karargah bölük bürosu vardı. Onlarla komşuyduk. Benim tertip Ordulu adaşım, Ali Şahin'le iyi anlaşırdık. Mesai bitiminde birlikte çay içerdik.

Birliğin yerleşimini gözümde şöyle bir canlandırıyorum. Girişte solda komutanlık vardı. Altında subay, astsubay gazinosu. Onu geçince sağda dere tarafında işlikler, marangoz atölyesinde Abdullah, kademede motorcu Vural, elektrik atölyesinde Kenan aklıma geliyor.

Sol tarafta yoldan biraz yüksekçe voleybol sahası, onun da üst kısımlarında küçük küçük depolar ve mescit vardı.

Biraz ilerleyince solda yatakhane, yemekhane ve çeşitli hizmetlerin görüldüğü muhafız bölüğü çıkardı, karşımıza. Berber Celalettin, bu binanın birinci katındaydı. Önündeki meydandan dere tarafına dönünce de garaja gidilirdi. Garaj denince, öğrenci ve personel şoförü Muğla-Fethiyeli Mehmet Ali Akgüç aklıma gelir.

 

Denizciyiz ama neredeyse Ankara'nın dağındayız. Elmadağ'a yakın, Lalahan, Lalabel, Hasanoğlan, Yeşil dere gibi yerleşimlerden sonra İdristepe son durak. Daha ötede köy yok. Ancak yazın yaylaya çıkan Yörüklerle komşu oluruz.

Yaz aylarında hastalanan Yörükler ailece bizim birliğe gelir, muayene olur giderlerdi. Biz de fırsatını bulunca iş sonrası veya hafta sonu dağlara yürüyüşe çıkardık. Yanımızda götürdüğümüz sabunlara karşılık onlardan peynir, yumurta gibi şeyler alırdık.

 

Askerlik yapıyorduk ama mesai saatlerinde çalışan devlet memuru gibiydik. En azından destek bölük yazıcısı olarak ben öyleydim.

Akşam saat 4 buçuk olunca rütbeli personel toparlanır, saat 5’te personel servisiyle birlikten ayrılırdı. Bu servis her gün 8 de gelir 5’te gider milleti dağıtır ve Deniz kuvvetlerine son durak yapardı.

 

Personel gidince bir rahatlama olur, nöbetçiler hariç herkes için bir serbest zaman başlardı. Hele nöbetçi subayı kılçık biri değilse bizim askeri birlik tam bir tatil köyüne dönerdi.

Spora giden, yürüyüşe çıkan, çamaşırını yıkayan, ne aklına gelirse...

Bizim büro akşam olunca dolardı. Çay içer Turan'la satranç oynardık. Kenan ve Celalettin'le uzun makarna pişirip yediğimiz bir fotoğrafımız var. Nasıl da ağzımızı kocaman açmışız öyle. Ara sıra harp karargahtan İzmitli Öznur Esmer kahvaltıya konuk olurdu.

Hafta sonları dışarıdan hamsi aldırırdık. Sağ olsun, Elmadağ'a servis yapan şoför Mehmet Ali işimizi görürdü. Nöbetçi subaya yakalanmadan gecenin altında ışıklar kapalı o hamsiyi pişirdik ve yedik.

 

Bilen bilir, denizcilerde askerlik farklıdır. Ast-üst ilişkisi belirgin şekilde yumuşaktır. Hele zaman ilerleyince arkadaş gibi olurduk.

Mesela üstlerimize seslenirken astsubayım, yüzbaşım, binbaşım derdik. Sadece birlik komutanı albaya komutanım çekerdik.

 

Askerlik aynı zamanda bilgi, beceri ve görgümüzün geliştiği bir okuldu. Örneğin telefona çıkmanın bir kuralı vardı. Telefona ben bakıyorsam, "yazıcı Ali, buyurun" demeliydim ve derdim. Yeri geldiğinde bölük komutanına telefon açsam, o da "binbaşı Ayhan" diyerek telefonu kaldırırdı. Yani kendini rapor ederdin. Böylece gereksiz, "sen kimsin, sen kimi aradın" gibi boş laflara meydan vermeden haberleşme sağlanırdı... İtiraf edeyim. Biri bana seslendiğinde, "efendim" demeyi orada pekiştirdim.!

 

Bir gün bize yeni mezun bir astsubay atandı. Bizim büroda beraber çalışıyoruz. Önceleri haliyle bilmediği bazı şeyleri bize soruyor. Yeni olduğu için acemilik çekmesi doğal tabii. İşin pratiğini oturtmaya çalışıyor, nasıl davranacağına karar veremiyor, ikilem içinde gidip geliyordu.

Kişilik olarak ta rahat biri değildi. Davranışından bunu alıyorduk. Çok geçmeden "Bana komutanım diyeceksiniz" dedi. Biz şaşırdık. Yüzbaşıya yüzbaşım, binbaşıya binbaşım derken iki pır pır astsubaya komutanım çekmek işimize gelmedi.

Tabii bu, bir böyle iki böyle, Can Bağcıoğlu'nun kulağına gitmiş.

Bir gün bizim kapı zorpada açıldı. Kapıya göre uzun boyuyla birlik komutanı albay dikiliyor, ama sinirli... Biz, tapurada ayağa kalktık.

"A..., A... , tuvaleti b. k götürüyor, sen burada oturuyon." dedi. Az ileride koridorun başındaki tuvaletin temizliği bizden sorulur. Ara sıra su döküveririz.

Bizimkisi, "tamam komutanım, emredersiniz komutanım" dedi. Albay devam etti:

"Sağda solda konuşuluyor, kulağıma geldi, komutanım çektiriyormuşsun... Bak, iyi dinle, bu birlikte bir tane komutan var, o da benim tamam mı" dedi. Çekti gitti. Bizimki kötü fırça yedi. Biz çok ta dert etmedik. Ne de olsa düz askeriz. Kalıcı değiliz...

 
Etiketler: ASKER, OCAĞI-İDRİSTEPE, , BEŞ, ALTI, PARMAK,
Yorumlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı